Doğumundan Evvel O’nun Geleceğini Müjdeleyen Kahinlerin ve Alim Bazı Zatların İfadeleri O’nun (asm) Nübüvvetine Delildir.

Peygamber Efendimizin (asm) doğumundan önce yaşamış meşhur Şık ve Satîh gibi bazı kâhinler başta olmak üzere, ruhânîler ve cinler vasıtasıyla gaybdan haber veren bazı medyumlar Peygamberimiz’in (asm) geleceğini, doğacağı yeri ve zamanı, hatta bazı icraatlarına kadar pek çok gaybi bilgiyi haber vermişlerdir.

Aynı kahinler ve medyumlar gibi, o dönemde yaşayan alimler de yine Peygamberimizin (asm) geleceğini müjdelemişlerdir. Örneğin Peygamberimizin (asm) atalarından olan Kâ’b İbn-i Lüeyy, Yemen ve Habeş padişahlarından Seyf ibni Zîyezen ve Tübba’ gibi çok ârifler ve o zamanın evliyaları, çok açık ifadelerle Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) risaletinden haber verip bazıları şiirlerle ilân etmişler.

Peygamber Efendimizin (asm) doğumundan önce yaşamış meşhur Şık ve Satîh gibi bazı kâhinler başta olmak üzere, ruhânîler ve cinler vasıtasıyla gaybdan haber veren bazı medyumlar Peygamberimiz’in (asm) geleceğini, doğacağı yeri ve zamanı, hatta bazı icraatlarına kadar pek çok gaybi bilgiyi haber vermişlerdir.

Aynı kahinler ve medyumlar gibi, o dönemde yaşayan alimler de yine Peygamberimizin (asm) geleceğini müjdelemişlerdir. Örneğin Peygamberimizin (asm) atalarından olan Kâ’b İbn-i Lüeyy, Yemen ve Habeş padişahlarından Seyf ibni Zîyezen ve Tübba’ gibi çok ârifler ve o zamanın evliyaları, çok açık ifadelerle Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) risaletinden haber verip bazıları şiirlerle ilân etmişler.

Hattâ o padişahlardan birisi demiş: “Ben Muhammed’e (a.s.m.) hizmetkâr olmasını, bu saltanata tercih ederim.”[1] Birisi de demiş: “Ah! Ben ona yetişseydim, O’na amcaoğlu olurdum.[2] Yani, Hazret-i Ali (r.a.) gibi fedai bir hizmetkârı ve veziri olurdum.

Bu konuda detaylı bilgiyi sitemizdeki “Peygamberimizin Mucizeleri” bölümümüzde yer alan “Peygamberlik Verilmeden Evvel Meydana Gelen Mucizeler” kısmında bulabilirsiniz.

_______________________________________

[1]Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:365; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 115; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 2:285.
[2]İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 2:166; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:363; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:740; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:388; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 138.