KÂBE DUVARLARININ ÖRÜLÜŞÜ VE HACERÜ’L-ESVED ÜZERINDE ÇIKAN ANLAŞMAZLIĞIN PEYGAMBERIMIZ (A.S.) TARAFINDAN GIDERILIŞI

Kureyşliler; Kabe’nin dubarlarını bir sıra taş, bir sıra da ahşap bağlama kirişleriyle örerek yükselttiler.[212]

Ahşap bağlama kirişleri, altlı üstlü taş sıralarının aralarına konulmakta idi.[213]

Duvarlar örülüp Hacerü’l-Esved’in konulacağı yere ulaşıldığı zaman, Kureyş kabileleri arasında anlaşmazlık çıktı. [214]

Her kabile:

“Onu yerine koymaya biz daha layı kız !”[215]

“Onu yerine koymayı biz üzerimize alacağız!” dedi.[216]

Kureyşlilerden bir kabile:

“Onu yerine biz koyacağız!” dediği zaman, başka bir kabile:

“Hayır! Onu yerine biz koyacağız!” diyerek direndi.[217]

Her kabile, onu tek başlarına kaldırıp yerine koymak istediler.[218]

Söz çoğaldı.

İş kıskançlığa ve ihtirasa dönüştü.

Aralarında sert tartışma ve çekişmeler başladı.

Abdi Menaf ve Zühre oğulları:

“Hacerü’l-Esved’in yeri, yapımı, bize düşen duvarın içindedir!” dedi.

Teym ve Mahzum kabileleri de:

“O, bize düşmüş olan duvardadır!” dedi.

Diğer kabileler ise:

“Rükn, üzerinde kur’a çektiğimiz hususlardan değildir!” dediler.[219]

Sonunda, her biri bir tarafa dağıldılar.

Abduddar oğulları, ortaya içi kanla dolu bir çanak getirdiler ve Adiyy b. Ka’b oğullarıyla birlikte, ölünceye kadar çarpışmak üzere anlaşma yaptılar ve çarpışmaya hazırlandılar.

Andlarını sağlamlaştırmak için de, ellerini o kanla dolu çanağın içine soktular!

Bundan dolayı, onlara “Kan yalayıcı” adı takıldı.

Kureyşliler, bu iş üzerinde dört veya beş gece durdular.

O zaman, Kureyşlilerin en yaşlısı olan[220] Ebu Ümeyye b. Mugîre, b. Abdullah, b. Ömer, b. Mahzum:

“Ey kavmim! Biz ancak iyilik istiyoruz, kötülük istemiyoruz.

Siz bu hususta birbirinize karşı kıskançlık yansına girmeyiniz.

Çünkü, siz anlaşmazlığa düştüğünüz zaman, işleriniz dağılırda, sizdeki ne sizden başkaları göz dikerler!” dedi.[221]

Bunun üzerine, Kureyşliler Mescid-i Haram’da toplanarak aralarında konuştular, birbirlerine karşı insafa geldiler.[222]

Ebu Ümeyye b. Mugîre:

“Ey Kureyş cemaatı! Aranızda anlaşamadığınız bu işte, Mescid’in şu kapısından ilk girecek olanı, aranızda hakem yapınız! Aranızdakini, o halletsin!”[223] diyerek Mescid-i Haram’ın Beni Şeybe kapısına işaret etti.[224]

Kureyşliler:

“Razıyız ve onun vereceği hükme boyun eğeceğiz!” dediler.[225]

O sırada, üzerinde siyah, beyaz çizgili A’râb işi ince ihramı bulunduğu halde,[226] Mescid-i Haram’ın Benî Şeybe kapısından[227] içeriye ilk giren, Peygamberimiz Muhammed (a.s.) oldu!

Kureyşliler, onu görür görmez:

“İşte, el-Emîn! Razıyız ona!” dediler.

Peygamberimiz (a.s.) yanlarına varınca da; Hacerü’l-Esved’i yerine koymak hususunda aralarında çıkan anlaşmazlığın halli için kendisini hakem yaptıklarını, vereceği hükmü kabul edeceklerini bildirdiler.[228]

Kureyşliler; Peygamberimiz (a.s.)a, daha vahiy ve peygamberlik gelmeden önce, el-Emîn adını takmışlardı.[229]

Çünkü; Peygamberimiz (a.s.), daha gençlik çağında iken, yiğitlik ve insanlık bakımından kavminin en üstünü, ahlâk güzelliği bakımından en seçkini, soyluluk bakımından en şereflisi idi.

Konuya komşuya karşı insanların en iyi davrananı, sakinlik ve yumuşak huylulukta en ulusu idi.

Doğru sözlülük ve güvenilirlikte insanların en başta geleni, insanlan alçaltan kötülüklerden de en uzak bulunanı idi.

Yüce Allah, her iyiliği, her üstün meziyeti onda toplamıştı.

Bunun için, kavmi arasında en çok el-Emîn diye anılırdı .[230]

Peygamberimiz (a.s.), Kureyşlilere:

“Haydi, bana bir örtü getiriniz!” buyurdu.

Hacerü’l-Esved’i eliyle tutup, getirilen örtünün içine koydu. [231]

“Beytullahın dört duvarını yıkıp üzerlerine almış bulunan dört kabile topluluğundan birer adam gelsin!” buyurdu. [232]

Utbe b. Rebia,

Ebu Zem’a,

Ebu Huzeyfe Velid b. Mugîre,

Kays b. Adiyy veya Âs b. Vâil geldiler.[233]

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

“Sizden her biriniz, kabilesi adına, örtünün birer ucundan tutsun ve sonra da, hep birden onu yukarı doğru kaldırınız!” buyurdu. [234]

Abdi Menaf oğulları adına, Utbe b. Rebia örtünün bir ucunu;

Kabilesi adına Ebu Zem’a örtünün ikinci ucunu;

Kabilesi adına Ebu Huzeyfe Velid b. Mugîre örtünün üçüncü ucunu;

Kabilesi adına Kays b. Adiyy veya Âs b. Vâil örtünün dördüncü ucunu tuttu.[235] Hep birden kaldırdılar.

Peygamberimiz (a.s.), Hacerü’l-Esved’i, konulacağı yerin hizasına gelince örtünün içinden alıp, kendi eliyle yerine yeri eştirdi. [236]

Peygamberimiz (a.s.); Hacerü’l-Esved’i Kabe duvarındaki yerine koyduğu ve onu sıkılaştırıp sağlamlaştırmak gerektiği zaman, Necidli bir adam[237] gidip bir taş getirmiş,[238] Peygamberimiz (a.s.)a uzatmıştı.[239]

Hz. Abbas:

“Hayır!” dedi ve onu uzaklaştırdı, Kendisinin getirdiği taşı uzattı.

Peygamberimiz (a.s.) da, Hacerü’l-Esved’i onunla sağlamlaştırdı.

Necidli adam, kendisinin uzaklaştırıldığına kızdı.

Peygamberimiz (a.s.) da, ona:

“Bizden olmayan kişi, Beytullah’ı bizimle birlikte yapamaz!” buyurdu. [240]

Bunun üzerine, Necidli:

“Şaşılır o kavmin haline ki, kendileri şeref, akıl ve servet sahibi olduklan halde, yaşça en küçüklerini, servetçe en fakirlerini en şerefli işlerinin başına geçirdiler, kendilerine reis yaptılar!

Olanca üstünlüklerine rağmen, ona sanki hizmetçi oldular!

Fakat, vallahi, o onlara galip gelecek,[241] hâkim olacak,[242] onların topluluklarını dağıtacak,[243]rızıklarını aralarında bölüştüre çektir! [244]

Siz, yaşça en küçüğünüze, malca en fakirinize güvendiniz ve şu en şerefli işinize onu vekil ettiniz !?[245]

Bundan sonra, onun hal ve şanı yücelecek, haberi pek büyük olacaktır!” dedi. [246]

Sanıldığına göre, Necidli adam,[247] insan suretine girmiş[248] şeytandı.[249]