PUTA TAPANLARIN PEYGAMBERIMIZ (A.S.)LA TARTIŞMALARI

Peygamberimiz (a.s.) bir gün Mescid-i Haram’a girdiği sırada, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden[204] Velid b. Mugîre ve daha birçok kimseler[205] Kabe’nin Hatîm’inde oturuyorlardı .[206]

Peygamberimiz (a.s.) da, varıp onların yanına oturmuştu.[207]

Kabe’nin çevresinde, tapılmak üzere dikilmiş, kurşunla berkitilmiş[208] üçyüz altmış put bulunuyordu.[209]

O sırada, Nadr b. Haris de gelip yanlarına oturdu.

Peygamberimiz (a.s.) konuşmaya başlayınca, Nadrb. Haris itiraz etti.

Peygamberimiz (a.s.), verdiği cevapla onu susturdu. Sonra da, ona ve oradakilere Enbiyâ sûresinin:

“Siz de, ve Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınız da, hiç şüphesiz, Cehennem odunusunuz! Siz oraya gireceksiniz! Onlar (tapmakta olduğunuz yalancı tanrılar) eğermabud olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Onların hepsi orada temelli olarak kalıcıdırlar! Onların orada (halkları) inim inim inlemektir! Onlar orada da (sağır olup hiçbir şey) işitmeyeceklerdir!”[210] mealli âyetlerini okudu.[211] Sonra da kalkıp gitti.[212]

Putları aleyhinde okunan âyetler Kureyş müşriklerinin çok ağırına gitti.[213]

O sırada oraya Abdullah b. Zibârâ geldi.[214]

Cemaatin susup durduğunu görünce:

“Neye daldınız?![215] Sizin neyiniz var?”[216] diye sordu.

Velid b. Mugîre:

“Biraz önce, Abdulmuttalib’in oğluna karşı Nadr b. Haris ne kalkabildi, ne oturabildi: Muhammed, bizim taptığımız şu ilahların Cehennem odunu olacağını söyledi!” deyip[217] Peygamberimiz (a.s.)ın söylediklerini nakledince,[218] Abdullah b. Zibârâ:

“Vallahi, onu bulsaydım, kendisiyle tartışmaya tutuşur ve muhakkak dâvayı ben kazanırdım![219] Sorunuz Muhammed’e” dedi, “Allah’tan başka, tapılan herşeyle, onlara tapan herkes Cehennemde midir? Öyle ise, biz meleklere tapıyoruz. Yahudiler Üzeyr’e tapıyorlar. Hıristiyanlar Meryem oğlu İsa’ya tapıyorlar. Bunlara ne diyeceksin bakalım?” Velid b. Mugîre ile yanında bulunanlar, Abdullah b. Zibârâ’nın sözünü, dayanılacak ve dâvayı kazandıracak en sağlam bir delil saydılar.[220]

Abdullah b. Zibârâ:

“Çağırın onu bana!” dedi.[221]

Peygamberimiz (a.s.)ı hemen çağırdılar.

Abdullah b. Zibârâ:

“Ey Muhammed! Bunu sen mi söyledin?” diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

“Evet!” buyurdu.[222]

Abdullah b. Zibârâ:

“Ey Muhammed! Bu söylediğin şey, yalnız bizim ilahlarımıza mı mahsus, yoksa Allah’tan başkasına tapan herkese mi şâmildir?” diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhiselam:

“Evet! Allah’tan başkasına tapan herkese şâmildir!” buyurunca,[223]

Abdullah b. Zibârâ:

“Şu Beyt’in (Kabe’nin) Rabbine andolsun ki: dâvayı ben kazandım.[224]

Meryem oğlu İsa’nın bir peygamber olduğunu söyleyen, onu da, anasını da hayırla anan, öven sen değil misin? Pekâlâ bilirsin ki: Hıristiyanlar bu ikisine tapıyorlar!

Üzeyr’e de, meleklere de tapılıyor![225]

Meleklerin salih kullar olduğunu, İsa’nın salih bir kul olduğunu söyleyen sensin, değil mi?

Halbuki, şu Benî Müleyhler meleklere tapıyorlar!

Şu Hıristiyanlar İsa’ya tapıyorlar!

Şu Yahudiler de Üzeyr’e tapıyorlar![226]

Yahudiler Üzeyr’e, Hıristiyanlar Mesih’e, Benî Müleyhler meleklere tapıyor değiller mi?[227]

Eğer bütün bunlar Cehennemde iseler, biz de, ilahlarımız da, onlarla birlikte bulunmaya razıyız!” deyince, müşrikler sevindiler[228] Güldüler,[229] bağrıştılar.[230]

Peygamberimiz (a.s.):

“Her kim, Allah’tan başka, kendisine tapılmasını isterse, o, kendisine tapanlarla birliktedir![231] Çünkü, bunu (onlara tapmayı) onlara şeytanlar emretmişlerdir!” buyurdu.[232]

Bunun üzerine, inen âyetlerde şöyle buyuruldu:

“Şüphe yok ki, kendileri için Bizden en güzel (bir saadet) sebketmiş (takdir olunmuş) olanlar, işte bunlardır ki, oradan (Cehennemden) uzaklaştırılmışlarıdır. Bunlar, gönüllerinin dilediği (nimetler) içinde temelli yaşar(larken), onun (Cehennemin) gizli sesini bile duymazlar.”[233]

Gerek İsa b. Meryem ve genek Üzeyr (a.s.)lar ile Yahudi ve Hıristiyan din adamlarından kendilerine tapılmış olanlar, Allah’a boyun eğen ve O’nun emri üzere yürüyen mübarek kişiler olup, birtakım sapkınlar sonradan sonraya onları Allah’tan gayrı mâbud edinmişlerdi.

Kureyş müşriklerinin meleklere taptıklarını söylemeleri ve meleklerin de Allah’ın kızları olduğunu iddia etmeleri üzerine,[234] Yüce Allah, indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:

“‘O çok Esirgeyici (Allah), bir evlat edindi’ dediler.

O’nun sânı (böyle şeylerden) münezzehtir, uzaktır.

Hayır! Onlar (‘evlat edinildi’ denilenler) ikrama mazhar kılınmış kullardır.

Bunlar (melekler) sözleri ile asla O’nun (Allah’ın) önüne geçmezler (Allah emretme dikçe, hiçbir şey söylemezler).

Bunlar O’nun (Allah’ın) emriyle hareket ederler.

Önlerindekini de, arkalarındakini de hep O bilir.

Bunlar O’nun rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat edemezler.

Bunlar O’nun (Allah’ın) korkusundan titreyenlerdir.

Bunlardan kim (şeytanın dediği gibi) ‘İlah O değil, benim!’ derse, onu derhal Cehennemle cezalandı racağız!”[235]

Abdullah b. Zibârâ’nın Allah yerine İsa b. Meryem’e de tapı İdi gı nı söylemesi Velid b. Mugîre ile yanında bulunanların çok hoşlarına gitmiş, bunu, Peygamberimiz (a.s.)la tartşmalarmda kendilerini kazandırıcı bir delil saymışlardı.[236]

Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde de, şöyle buyurdu:

“Meryem’in oğlu bir misal olarak (ileri) sürülünce, kavmin bundan (şımanp kahkahalarla) gülüyorlardı. Dediler ki:

‘Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?’

Bunu sana karşı (bâtıl) bir mücadeleden başka (bir maksatla ortaya) atmadılar.

Doğrusu, onlar çok düşman bir kavimdir.

O (İsa) Bizim kendisine nimet (peygamberlik) verdiğimiz, İsrail oğullarına (ibret verici, babasız yaratmak gibi) bir misal yaptığımız bir kuldan başkası değildi.

Eğer Biz dileseydik, size bedel, yeryüzünde ardınızda kalacak melekler yaratırdık.

Şüphe yok ki, o Saat’in (Kıyametin) ilmi, kendisiyle bilinenlerdendir.

Artık buna karşı sakın şüpheye düşmeyiniz!

Onlara de ki:

‘Bana tâbi olunuz! (Sizi davet ettiğim) bu yol, doğru bir yoldur!

Sakın sizi şeytan çevirmesin! Çünkü, o sizin açık bir düşmanınızdır’

İsa, o apaçık delilleri getirdiği zaman, İsrail oğullarına şöyle demişti:

‘Ben size gerçek Hikmeti getirdim.

Bir de, hakkında ihtilafa düştüğünüz şeylerden bazısını da size açıklayayım diye (geldim).

Artık, Allah’tan korkun, bana tâbi olun!

Şüphe yok ki, Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Haydi, hepiniz O’na kulluk edin! Doğru yol, budur!1

Sonra, aralarından partiler (çıktı da) ihtilafa düştüler.

Artık, pek acıklı bir günün azabından vay o zulmedenlere!

Onlar kendileri farkında olmayarak başlarına gelecek Saatten başkasını mı gözlüyorlar?! Dostlar o gün birbirlerine düşmandır-takvâ sahipleri müstesna!”[237]