Posts

gormeden iman ettik

Bizler Peygamberimizi (asm) görmeden iman ettik, sahabeler ise görerek iman ettiler. Bizim imanımız mı, sahabelerin imanı mı daha yüksektir? Her insanın dünyaya gelmesi bir takdir ve hikmet iledir. İnsanlar…

Dört Abdullah

Sahabe-i Kirâm içinde 200, başka bir rivayete göre 300 kadar Abdullah var­dır. Bunlardan dördü, “Dört Abdullah” manasına gelen “Abâdile-i Erbaa” ola­rak meşhurdur. Bun­lar: Abdullah bin Abbas, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Zübeyr ve Abdullah bin Arar bin Âs’tır

Suffe Ashâbı

Suffe Ashâbı-“Suffe,” maddi-manevi varlık ve hayatlarını Sevgili Peygamberimizin (a.s.m.) hizmetine adamış olan sahabilerin oturdukları mekânın adıdır. Mes­cid-i Saadet’in arkasın­da ev, aile, mal ve mülk ile ilgisi bulunmayan bu yıldız sa­habiler için inşa edilmiş bir yerdir. Bu mütevazi mekânda yaşayan Suffe Ashâ­bı’nın eğitim ve talimiyle Peygamber Efendimiz bizzat ilgilenmişlerdir. Kur’ân’ın cihanı kuşatan prensip ve hakikatlerini önce Suffe Ashâbı’na öğ­ret­mişlerdir. Suffe Ashâbı’nın bütün vakti ilim, tefekkür ve ibadetle geçmiştir. Mu­kaddes dava uğrunda hayatı hiçe sayan bu mücahitler, Kur’ân’a sözle karşı­­lık veremeyince kılıçla saldıran müşriklere karşı cihat ederek şehadet gibi yüce bir makama ermişlerdir. Bir tebliğ ve cihat hizmeti olunca Peygamber Efen­dimiz ilk evvela Suffe Ashâbı’ndan seçmiştir.

Sahabilerin derecesi

Peygamber Efendimizle beraber müşriklerin hakaret ve tehdidine uğ­rayanlar, işkence görenler, mallarını, yurt­larını, çoluk çocuklarını bırakıp başka beldelere hicret etmek mecburi­yetinde kalanlar ve Allah yolunda şehit olanlar vardır. Bu sahabiler arasında de­rece far­kının olması gayet tabiidir.

En üstün insanlar

Sahabe en üstün mertebededir. Çünkü onlar doğrudan doğruya peygamberlik güneşinden ışık almışlardır.

Sahabelerle ilgili Hadisler

Resûl-i Ekrem de (a.s.m.) sahabilerinden takdirle bahsetmiş, Müslümanların da onlara karşı tavır ve tutumlarının nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Bu­nunla ilgili hadislerin bir kısmının meali şöyledir: “Ne mutlu beni görüp iman edene! Ne mutlu beni göreni görene!”[1] “Ashâbım hakkında Allah’tan korkun! Ashâbım hakkında Allah’tan korkun! Sakın benden sonra onlara düşman olup sövmeyin! Onları seven, bana olan sev­gisinden dolayı sevmiş olur. Onlara kızıp kin duyan da, bana olan kin ve düş­manlığından dolayı böy­le yapmış olur. Onlara sıkıntı veren bana sıkıntı vermiş, bana sıkıntı veren de Allah’a eza etmiş olur. Allah’a eza eden de büyük bir felaketle yüz yüze gelmiş olur...”[2]

Güvenilir

Efendimize (asm), peygamberlik vazifesinin verilmesinden önceki dönemlerdi... Kabe'nin yeniden inşaası için kabileler bir araya gelmiş olanca güçleri ile çalışmaktaydılar. Sıra Hacer-ül Esved'in yerine yerleştirilmesine gelmişti ki, her kabilenin canla başla yerine getirmek isteyeceği bu vazife için kabileler bir biri ile anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Bu anlaşmazlık öyle büyümüştü ki, bir an sesler yükselir olmuş ve kılıçlar kınlarından çıkmıştı.

Kulluk

Peygamber Efendimiz (asm), her konuda olduğu gibi kulluk ve ubudiyet konusunda da ümmetine örnek olmuş; peygamberliği onun bir beşer olduğu gerçeğini ortadan kaldırmadığı gibi, bir kulun yaratıcısına ibadet etmesi mükellefiyetinden de azade kılmamıştır.