VELID B. MUGÎRE’NIN KUR’ÂN-I KERÎM KARŞISINDA HAYRANLIĞI

Velid b. Mugîre bir gün Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelmişti. Peygamberimiz (a.s.), ona Kur’ân-ı Kerîm okudu. Velid b. Mugîre dinlediği Kur’ân-ı Kerîm’den rikkate gelir, duygulanır gibi oldu.[47]

Başka rivayete göre; Velid b. Mugîre gelip, Peygamberimiz (a.s.)a:

“Bana Kur’ân oku!” dedi.

Peygamberimiz (a.s.) da;

“İyi biliniz ki, Allah, size adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi, emr, ve sizi fuhşiyattan, fenalıklardan ve zulüm yapmaktan nehy eder. Dinleyip futasınız diye, size öğüt verir” (Nahl: 90) mealli âyeti okudu.

Velid b. Mugîre:

“Bunu bana bir daha oku!” dedi.

Peygamberimiz (a.s.) âyeti tekrar okuyunca, Velid b. Mugîre:

“Vallahi, bu sözde öyle tatlılık, öyle güzellik ve parlaklık var ki, o, tepesi bol yemişli, dibi ve kökü sulak yemyeşil bir ağaç sanki![48] Bunu beşer söyleyemez![49] Bu, bir beşer sözü değildir!”[50] demekten kendisini alamadı.[51]

Rivayete göre; Velid b. Mugîre, Hz. Ebu Bekir’in evine gitti. Kur’ân-ı Kerîm hakkında ona birtakım sorular sordu. O da, ona istediği bilgiyi verdi.

Bunun üzerine, Velid b. Mugîre Kureyşlilerin yanına vardı ve:

“Ebu Kebşe’nin oğlunun söylediği, doğrusu hayretlere şâyân şey!

Vallahi, o ne şiirdir, ne sihirdir, ne de delilik saçmalarındandır!

Onun söylediği, hiç kuşkusuz, Allah kelamındandır!” dedi.

Velid b. Mugîre’nin bu sözünü işiten Kureyşîlerden bazıları, bir araya gelerek:

“Vallahi, Velid dininden dönecek olursa, muhakkak, bütün Kureyşîler de dinlerinden dönerler!” dediler.[52]

Ebu Cehil bunu işitince;

“Ben, vallahi, sizin için, onun hakkından gelirim!” diyerek Velid b. Mugîre’nin evine vardı.

“Ey amca! Kavminin, senin için sadaka mal toplamak istediklerini, topladıklarını[53] gördün mü?” dedi.[54] Velid b. Mugîre:

“Ne için topluyorlar?” diye sordu. Ebu Cehil:

“Sana vermek için! Çünkü, sen kendisinden birşeyler elde etmek için Muhammed’in yanına gidiyormuşsun!” dedi. Velid b. Mugîre:

“Kureyşîler benim malca kendilerinin en zengini olduğumu bilirler.[55]

Ben mal ve evlatça onlardan daha zengin değil miyim?” dedi.[56]

Ebu Cehil:

“Öyle ise, sen Kur’ân hakkında bir söz söyle de, kavmin işitsinler ve senin ondan hoşlanmadığını, inkâr ettiğini anlasınlar!” dedi.

Velid b. Mugîre:

“Ne söyleyeyim bilmem ki! Vallahi, içinizde şiirlerin her çeşidini; recezini, kasidesini ve cin şiirlerini benden daha iyi bilen kimse yoktur.

Vallahi, onun söylediği bunların hiçbirine benzemiyor!

Vallahi, onun söylediği sözde öyle bir tatlılık, öyle bir parlaklık ve güzellik var ki, sanki tepesi bol yemişli, dibi sulak yemyeşil bir ağaç o!

Hiç kuşkusuz, o söz, herşeye üstün gelir.

Fakat, ona hiçbir şey üstün gelemez!

O, altındakini de kırar!” dedi. Ebu Cehil:

“Onun hakkında birşey söylemedikçe, kavmin senden hoşnut olmayacaktır” deyince, Velid b. Mugîre:

“Öyle ise, beni kendi halime bırak da, ben bir düşüneyim!” dedi.[57]